Rusya'da Türk dizileri fenomeni: Kaça mal oluyor, neden popüler?
Rusya'nın gündeminde yine Türk dizileri, maliyetleri, sosyolojik etkileri ve Türkiye açısından "yumuşak güç" niteliği tartışılıyor. TV gazetecisi Polina Miluşkova'nın derlemesine göre, “Çalıkuşu”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Kara Sevda”, “Sen Çal Kapımı” ile başlayıp devam ederek, Rus televizyon izleyicisinin son yıllarda adeta bağımlısı olduğu Türk dizilerinin listesi uzayıp gidiyor.
Uzmanlar, son dört yılda yaşanan büyük değişimlere dikkat çekiyor. Netflix’in engellenmesi, Amerikan ve Avrupa yapımlarının önemli bölümünün ekranlardan çekilmesi sonrasında Türk dizileri modern Rusya’da ana ithal içerik haline geldi. Hikâyeler çoğunlukla kadınlara hitap ediyor gibi görünse de fenomen sınırları çoktan aşmış durumda. İstanbul ve Boğaz fonunda anlatılan aşk melodramları artık yalnızca Moskova galalarında boy gösteren yıldızlarla değil, Çeçen lider Ramzan Kadirov’un sofrasına oturan oyuncularla da gündeme geliyor. Ankara açısından ise bu dalga açık bir “yumuşak güç” aracı olarak görülüyor.
Habere göre, Rusya’yı saran bu tutkunun arkasında Türk melodramlarının "tanıdık ama güvenli formülü" bulunuyor: Çok güzel fakat yoksul ve gururlu bir genç kadın ile zengin, kibirli bir erkek tanışıyor. Erkek kahramanın çoğu zaman çocukluk arkadaşı olan ve ailesinin onayladığı başka bir nişanlısı var. Taraflar başlangıçta birbirinden nefret ediyor. Kaza, zoraki evlilik ya da mesleki çatışma gibi dramatik olaylar ikisini sürekli yeniden karşı karşıya getiriyor. Dış baskılar ve aile engelleri sürerken kahramanlar yavaş yavaş yakınlaşıyor ve çoğu zaman düğün ile mutlu sona ulaşıyor. Bu öngörülebilir yapı seyirci için bir kusur değil, tam tersine cazibe unsuru sayılıyor. Sosyologlar, kaygı ve belirsizlikle dolu gerçek hayatın içinde televizyon ekranında her şeyin sonunda mutlaka yoluna girdiği bir evren sunulduğunu vurguluyor.
Haber özetle şöyle devam ediyor:
"Türk dizilerinin bir başka ayırt edici yönü ise bölüm süreleri ve üretim temposu. Netflix gibi platformlar 40–50 dakikalık bölümlere yönelirken, Türk dizilerinin tek bölümü en az 120 dakika sürüyor. Çünkü içerik bütünüyle reklama dayanıyor. Kanallar üç saatlik prime time kuşağını doldurmak için en az bir saat reklam almak zorunda kalıyor. Bu da hikâyeyi uzatıyor ve tempoyu yavaşlatıyor. Çekim tarafında tablo daha da çarpıcı. Oyuncular ve set çalışanları, iki saatten uzun bölümleri yalnızca altı günde yetiştiriyor. Yedinci gün ise bölüm ekrana çıkıyor. Sette 16–18 saatlik uzun vardiyalar artık sektörün normu haline gelmiş durumda. Buna rağmen bir dakikalık “Sen Çal Kapımı” bölümünün maliyeti yaklaşık 1300 dolar. Rus dizisi “Epidemiya”da bu rakamın dakikada 8 bin dolar, “Squid Game”de 16 bin doların üzerinde, “Emily in Paris”te ise 80 bin doların üzerine çıktığı aktarılıyor. Önde gelen Türk oyuncular bölüm başına 5 bin ile 15 bin dolar arasında kazanıyor. Bu rakam Hollywood yıldızlarıyla kıyaslandığında oldukça düşük kalıyor fakat ağır çalışma şartları tartışma yaratıyor.
Yüksek tempolu üretim süreci, RTÜK denetiminin gölgesinde ilerliyor. Türk medya düzenleyicisi, muhafazakâr değerleri koruma iddiasıyla dizilere sık sık müdahale ediyor. Ekranda içki içen, açıkça cinsellik yaşayan ya da LGBT ilişkiler içinde görülen başkarakterlere neredeyse hiç rastlanmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Muhteşem Yüzyıl”da Kanuni Sultan Süleyman’ın bir “harem kahramanı” gibi gösterildiğini söyleyerek şahsen şikâyette bulunması sonrası dizide harem sahneleri kısaltıldı, erotik unsurlar neredeyse tamamen silindi. Kanuni artık daha sık cephede, belgelerin başında ya da elinde Kur’an ile görünmeye başladı. RTÜK’ün “Sen Çal Kapımı”ndaki jakuzi ve masaj sahnesini detaylı, adeta erotik bir dille tarif ettiği karar metni ise sosyal medyada alay konusu oldu. Buna rağmen kurul “aile ve ahlak kurallarının ihlali” gerekçesiyle diziye 2021 kuruyla yaklaşık 15 milyon rubleye denk gelen para cezası verdi. Görece düşük bütçelerle çalışan sektör için bu tür yaptırımlar ciddi yük yaratıyor.
Türkiye’de çekilen diziler yalnızca ekran başındaki Rusya izleyicisini değil, seyahat tercihlerini de değiştiriyor. Araştırmalara göre Türkiye’ye gelen turistlerin yaklaşık üçte biri ülkeye sevdikleri dizilerin atmosferi yüzünden geliyor. 50 milyona yaklaşan yıllık turist sayısının yaklaşık 17 milyonunun bu motivasyonla hareket ettiği hesaplanıyor. İstanbul’da “Kara Sevda”nın çekildiği kafeye gitmek için sabah akşam sıra bekleyen Rusça konuşan turist kafileleri artık sıradan bir manzara. Dizilerde kullanılan evler, sahil köşkleri ve Boğaz manzaralı ofisler bir tür doğal film platosu olarak çalışıyor. Kimi ev sahipleri, yıllar önce dizi setine açtıkları konutları artık adeta özel müze gibi işletiyor. Tur şirketleri “dizi turu” paketlerini kişi başı 350 eurodan başlayan fiyatlarla sunuyor. Özel araçlı, kişiye göre hazırlanan rotalar 700 euronun üzerine çıkıyor. Kılavuzlar yalnızca Rusya’dan değil, İsrail’den İspanya’ya kadar pek çok ülkeden gelen hayranlara aynı sokakları ve aynı masaları gösteriyor. Tur gruplarının yaklaşık üçte birini ise beklenmedik şekilde erkekler oluşturuyor. Birçok iş insanı için Türk dizileri, “beyin için sakız” türünden hafif kaçış alanı sayılıyor.
Tüm bu hikâyenin Rusya boyutu ise giderek daha siyasi bir karakter kazanıyor. Türk yıldızlarının Moskova ve bölge şehirlerine turneleri, Batılı aktörlerin artık kolay kolay gelemediği yaptırım döneminde “dost ülke sanatçıları” imajı altında pazarlanıyor. Burak Özçivit’in Rusya’daki konser ve etkinliklere katılımı, Hande Erçel’in Moskova’da filmini tanıtması, Emre Altuğ’un Türkiye’deki dizi kimliğini müzisyen rolüyle Rus hayranların önüne taşıması bu eğilimin parçaları. Çeçen lider Ramzan Kadirov’un sevdiği dizilerin oyuncularını Grozni’ye davet ettiği biliniyor. Kadirov’un oğlu Adam’ın “Diriliş Ertuğrul” evreninde görünen rolleri, Osmanlı geçmişi ile Kafkas kimliğini birleştiren ayrı bir sembol alanı yaratıyor. Savaş zamanı Rus yetkililer, aileye vurgu yapan, cinselliği geri planda tutan bu hikâyeleri “uygun değerlerle örtüşen” içerik olarak görüyor. Rus kanalları için Türk dizileri, ambargo altındaki Batılı yapımların yerine geçen, nispeten ucuz fakat yüksek reyting getiren bir seçenek haline geliyor. Moskova’da “Sen Çal Kapımı”nın yerli uyarlaması başarısız olsa da, Kara Sevda’nın OKKO için çekilen Rus versiyonu gibi projeler sırada bekliyor. Sonuçta Türk melodramları, Rusya’da yalnızca kalabalık salonlar doldurmuyor. Aynı zamanda Ankara’nın yumuşak gücünün, Boğaz’dan Volga Nehri’ne uzanan en parlak vitrinlerinden biri haline geliyor."
5.1.2026

Реклама