Değişen Rusya: Farklı yaş dönemlerine farklı krizler
Rusya’da yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, yaş dönemlerine özgü krizlerin artık yalnızca bireysel bir psikolojik durum olarak değil, geniş kuşakların ortak deneyimi olarak yaşandığını gösterdi.
VTsIOM verilerine göre toplumun yüzde 78’i bu tür krizlerin varlığına inanıyor. Ancak 25–35 yaş aralığındaki çeyrek yaşam krizi ile 30–50 yaş grubundaki orta yaş krizi günümüz koşullarında bambaşka bir anlam kazanmış durumda.
M. Komsomolets'e yansıyan araştırma sonucuna göre gençler, seçtikleri yolun doğruluğundan emin olamıyor ve çalışma hayatına adım attıkları dönemin zorluklarını kişisel yetersizlikten değil, değişen sosyal ve ekonomik gerçekliklerin sonucu olarak görmeye başlıyor. Araştırmada 25–30 yaş grubunun yüzde 75’i kariyer ve özel hayat konusunda derin bir belirsizlik yaşadığını ifade etti.
Genç yetişkinlik dönemindeki kriz, araştırmacıların tanımıyla bir tür “gerçek dünya ile yüzleşme” aşaması. VTsIOM verileri gençlerin yüzde 61’inin iş bulma kaygısı taşıdığını, yüzde 28’inin ise ne yapmak istediğine dair hiçbir fikri olmadığını ortaya koyuyor. Bu tabloya sosyal medyanın yoğun etkisi, başkalarıyla kıyaslama baskısı ve genç yaşta büyük başarı beklentisi de ekleniyor.
Daha ileri yaşlarda görülen orta yaş krizi ise geçmişte olduğu gibi yalnızca pişmanlıklar ve yaşlanma kaygısıyla sınırlı değil. Güncel bulgular, bu krizin artık yalnızca yaşa bağlı bir döneme değil, iş kaybı, boşanma veya zorunlu göç gibi kırılma anlarına bağlı olarak farklı yaşlarda ortaya çıkabildiğini gösteriyor. Bu durum, yaş krizlerinin kişisel gelişimden çok kimlik ve yön arayışıyla bağlantılı hale geldiğini düşündürüyor.
Uzmanlar modern dönemde yaşanan bu krizleri derinleştiren temel etkenler arasında sosyal hareketliliğin zayıflamasını öne çıkarıyor. Ekonomik araştırmalar, gençlerin geleneksel başarı rotasını takip etseler bile önceki kuşakların ulaştığı yaşam standartlarına erişmekte zorlandığını gösteriyor.
2008 krizinin uzun vadeli etkileri, pandemi sonrası iş gücü piyasasındaki belirsizlik, artan teknolojik denetim ve şirketlerin esnek ama güvencesiz çalışma modelleri gençleri özellikle kırılgan hale getiriyor. Dünya çapında yaklaşık 289 milyon gencin ne çalıştığı ne de eğitim programlarına dahil olduğu belirtiliyor. Bu da genç kuşaklar için yalnızca ekonomik değil, derin bir varoluşsal sorgulamayı tetikliyor. Dış başarı ölçütleri ile içsel tatmin arasındaki fark büyüdükçe, “neden tüm çabalarıma rağmen kendimi boş hissediyorum” sorusu yaygınlaşıyor.
Sosyologlara göre bugün yaşanan bu yeni kriz dalgası, hem nesnel engellerin hem de değişen beklentilerin iç içe geçtiği bir dönemin sonucu.
Gençler bir yandan küçülen sosyal mobilite nedeniyle ilerleme imkanlarının sınırlı olduğunu görüyor, diğer yandan anlam, özgünlük ve kişisel tatmin gibi modern değerleri kaybetmeden bir kariyer inşa etmeye çalışıyor. Piyasa dinamikleri ile bireysel beklentiler arasındaki bu uyumsuzluk, hem kimlik arayışını hem de gelecek kaygısını derinleştiriyor.
Uzmanlara göre çıkış yolu ise krizleri bir çıkmaz değil dönüşüm fırsatı olarak görebilmekten geçiyor. Bunun için hem bireysel düzeyde başarı kavramını yeniden tanımlamak hem de toplumsal düzeyde sosyal hareketliliği güçlendirecek yeni eğitim ve mesleki destek mekanizmalarını geliştirmek gerekiyor. Bu süreç sancılı olsa da araştırmacılar, bugün yaşanan sorgulamanın daha bilinçli ve esnek bir yetişkinlik anlayışının temelini oluşturabileceği görüşünde.
3.1.2026

Реклама